Ayşe Gül SERİN Yazdı.. - Bir Özlemdir Kudüs!

05 Temmuz 2018 Perşembe
2018 Haziran ayı, Türkiye seçime gebe, doğum sancıları sıklaşmış durumda. Hepimiz bu doğumu dört gözle bekliyoruz. Öncesinde seçimle alakalı hiçbir şey yokken yazarlık kursunu başarıyla tamamlayıp sertifika alan öğrencilere, Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu tarafından Kudüs gezisi ödül olarak verildi. Ben de o şanslı öğrencilerden biriyim.
 
Hayatımda aldığım en güzel ve en anlamlı ödüldü gerçekten. Kafanız karışmış olabilir belki yazdıklarımdan. Seçimle Kudüs’ün nasıl bir bağlantısı var diyeceksiniz ama; çok bağlantılı benim için “seçim ve Kudüs”
 
Türkiye’nin seçimi; kader seçimi… dışarıdaki düşmanlarımız gibi içerideki düşmanlar da dışardakileri aratmayacak cinsten, hatta daha beteri de diyebiliriz. 
 
Kudüs gezisini ve seçimi dört gözle bekleyenler arasındaydım. Küçüklüğümde heyecanla beklediğim Bayramları bile bu kadar beklemedim belki. Bayramlar önemli ama vatan en önemlisiydi bizim için…
 
Bir duam vardı benim, seçime girmeden önce: Türkiye’nin seçimi kazanması, milletin kazanması, İslam’ın son kalesinin ayakta kalmasıydı bu dua. Türkiye kazansın ki, Kudüs ziyaretimde Mescid-i Aksa’ya gittiğimde, Kudüs sokaklarında boynum bükük olmasın. Dimdik yürümeliyim, yürümeliyim ki mazluma umut, zalime korku olsun. Onlara Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını, Türkiye’deki kardeşlerinin selamını sevinçle iletmekti tek duam…
 
Rabbim başımızı yere eğmedi. 24 Haziran da ikinci bir bayram daha yaşattı bize. Ve gönül rahatlığıyla 26 Haziran gecesi Kudüs için yola çıktık.
 
İsrail’in sözde başkenti Tel Aviv de İsrail askerlerinin aramalarından sonra Zeytin dağı karşıladı bizi. Sahabe-i Kiramdan Selman-ı Farisi türbe ziyareti ve Türkiye sevdalısı amcaların hurma ikramından sonra Hz. İsa’nın göğe yükseldiği düşünülen alanı ziyaret sonrası, yol boyu yürüdük. Yolun tam karşısında o muhteşem duruşuyla göz kamaştıran Kubbet-üs Sahra! Bu nasıl bir duruş, bu nasıl bir asalet, bu nasıl bir zariflik?
 
Ta uzaktan etkiliyor sizi. Bütün hücrelerinize bir maneviyat yayılıyor. Ne açlık, ne susuzluk, ne sıcak ne soğuğun farkındasınız. Sanki öncesinde hiç yaşamamışsınız gibi…İçinizi yakan tek şey Mescidi Aksanın etrafında örülmüş duvarlar. Tutsak Mescid-i Aksa!
 
Güneş yavaş yavaş çekmişti ışığını Filistin üzerinden. O heyecanla akşam namazı için Aksa’nın yolunu tuttuk. Sokaklar ıssız insanlar var kalabalık ama; insanların yüzündeki o masumiyet sokaklara bir sessizlik katmış sanki. Her ikisi de suskun. Söylemeseler de yüzlerinden okunabiliyor acıları…
 
Şam kapısına geldiğimizde kapının hemen girişinde İsrail askerleri karşılıyor sizi. Beton duvarlarla çevrildiği yetmemiş, birde etten duvar örmüşler. Neyse ki korktuğumuz gibi olmadı. Aramalardan sonra girdik Aksan’ın peygamber kokulu bahçesine. Ezanlar bile farklı çağırıyor sanki sizi. Hz. Peygamberi göremedik, sohbetine nail olamadık ama kokusu sinmiş duvarlara. Ecdadın izlerini görmemek mümkün değil. Bu ne saygı!  Bu ne hürmet! kutsal topraklara… çeşmelerinden tutunda, camilerine kadar sanki Osmanlı orda…
 
Sokakta dolaşırken hiç yabancılık çekmedik. Arapçamız yoktu belki; çat pat İngilizce ile daha sorumuzu sormadan insanların yön göstermesi ve karşıdan kaşıya geçerken araçların durması çok dikkatimi çekti. Sanki cumhurbaşkanı kendiniz sanırsınız… tebrikleri görünce. Dükkanlardaki asılı Türk bayrakları sanki Türkiye de Kapalı Çarşıdaymışız hissini veriyor. Hele yaşlı bir amcanın; “burası Türkiye sanki, iyi ki geldiniz, hoş siz buradan hiç gitmediniz ki kızım, izleriniz burada” demesi derinden etkiledi bizi. Abdülhamit, Selahaddin Eyyubi ve son olarak Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsetmeleri, onların değerini bizden daha iyi biliyor olmaları ecdada olan sevgimizi saygımızı bir kat daha artırdı.
 
Batı Şeria bölgesindeki El-Halil kentinde Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf ve mübarek zevcelerini Ziyaret ettik. Mezarlarının olduğu bölüme giremedik, İsrail tarafında betonla kapatılmış. Yarısı ise Sinagoga Çevrilmiş.
 
Cuma ve Cumartesi günleri camide ezan yasağı var. İçerde ecdadın izlerini görmemek mümkün değil. Abdülhamit’in hediye olarak gönderdiği cami şamdanlıkları ilk günkü gibi parlaklığını koruyor. Hz. Yusuf’un atıldığı kuyunun benzeri çok acı verici gerçekten. Huşu içinde dualarımızı ettik hep birlikte…
 
Kudüs dışında Eriha çölüne doğru yola koyulduk. Rivayete göre Hz. Peygamber miraca yükseldiğinde; ”kardeşim Musa’yı Kudüs’ün dışında bir çölde namaz kıldırırken gördüm” der. Bunun üzerine Eriha şehrine tam da bulunduğumuz yer olduğu düşünülerek Selahattin Eyyubi tarafından Hz. Musa camisi inşa edilir. Deniz seviyesinden çok alçakta olan bu alanın sıcağına dayanmak oldukça zor.
 
Ürdün sınırına doğru ilerliyoruz. Sıcak kavurmaya devam ediyor. Suyun tadına alışamadık. Neredeyse 4 gün doğru dürüst su tüketmedim sayılır. Lut kavminin helak olduğu bölgeye geldik. İçeri girmedik tabi. Giriş ücreti vermek istemedik daha doğrusu İsrail yönetimine. Kenardan tuzluluk oranı Akdeniz suyundan çok daha fazla olan Lut gölünün kıyısındayız. Oğullarına sultanlık karşılığında kurulan ve tahrip edildiği söylenen Ürdün şehrini uzaktan izledik öylece...
 
Ertesi gün amcanın da dediği gibi ecdadın ayak izlerini sürmeye devam ettik. Kudüs sokaklarında “Kıyamet kilisesine” geldik. Yahudiler papazlar, başka ülkelerden gelenler, büyük bir kalabalık hakimdi Kilisede. Herkes Hz. İsa’nın sözde çarmıha gerildiğinde çekmiş olduğu acıları yaşamak için; yatırıldığı taşa el sürenler, secde edenler ağlayanlar hatta zorla ağlamaya çalışanlar, secde edenler arasında İngiltere prensi William da var.
 
En çok dikkatimi çeken şey de Prens William’ın secde etmesiydi. Türkiye’de yıllarca dini inançlarımızı yok etmeye çalışıp kendileri nasılda dinlerine sıkı sıkıya bağlılar. Bizde devlet erkanı namaz kıldığında ve kur’ an okuduğundan dolayı aşağılanıyor…
 
Müslümanlar için “Burak duvarı” Hz. peygamberin “Miraç”a yükselmeden önce atını bağladığı duvar olması nedeniyle “Burak duvarı” ismini almış. Yahudiler için ise “ağlama duvarı” olarak anılıyor; Harem bölgesinin tam arkasında bulunan “Burak duvarı” alanına girmesek olmazdı. Neyse ki, aramalardan sonra bekletilsek de girebildik. Şikâyet yazıp duvarlara sıkıştıranlar, kafasını duvara vurup ağlayanlar gerçekten ilginç.16 yaşına kadar İstanbul’da yaşamış Yahudi bir teyzemiz boynumuzda ki Türk Bayrağını görünce büyük bir sevinçle yanımıza geldi. Biraz sohbet ettikten sonra neden ağladıklarını sorduk ona. O da bilmiyorum cevabını verdi.
 
    
 
Oysaki Yahudiler Harem bölgesine giremedikleri ve kendilerine ait olmadığı için ağlıyorlar. Bu yüzden ağlama duvarı adını almış. Onlar ağlaya dursun, biz ettik duamızı…
 
Garip garip baktım öyle… düşündüm. Bu düşmanlık bu kardeş kavgası, Hz. Hacer’i köle kadın, Hz. İsmail’i köle kadının oğlu diye dışlamaları mı gerçekten? Yahudilerde soy anneden devam ettiği için Hz. Hacer’i ve İsmail Peygamberi kabul etmiyorlar evet. Bu kinleri cahiliye döneminden beridir devam ediyor.
 
Biraz yukarısında Hz. Ömer cami var. Ezan sesinden mahrum, çan sesinden rahatsız. Adalet timsali Hz. Ömer’in camisi yapayalnız…
 
Filistin halkı ve atalar mirası öksüzlüğü pay etmişler, bizde aldık bu paydan nasibimizi…
 
Valizlerimizi toplama zamanı gelmişti. İçimiz buruk, yakınını kaybedersin ya hani öyle bir acı hâkim yüreklerde. Cuma namazını eda için Mescid-i Aksadayız. Akın akın insanlar geliyor Aksaya. Ezan yine acı acı seslense de ruhumuza muhteşemlik katıyor. Namazlarımızı imam eşliğinde eda ettik. Veda zamanı gelmişti artık, ama nasıl veda edilirdi bilmem. Veda etmedim ben kendimce söz verdim.
 
 
İslam peygamberleri Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. İsa ve alemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed’in ümmeti var dayan dedim Mescid-i Aksa dayan!
 
 
Bir gün yine geleceğiz o zamana kadar dayan! İşte o gün geldiğinde özgürlüğüne kavuşacaksın! Kurtulacaksın ayağındaki prangalardan!
 

 


Yorum Yaz
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.